Frankfurt Fuarı’nda Çocuk Kitapları…

Bir kez daha… Bir kez daha mı yakınmalarla dolu bir yazı? Hayır. Çocuk kitapları konusunda yazılan kitapların büyük bir bölümünün “onlarda şöyle, bizde böyle”nin dışına çıkamaması, aslında büyük bir zevkle kalem oynatılabilecek bir konunun, sürekli olarak yakınma dolu sızlanmalarla gündeme gelmesi hiç hoş değil. Yakınmalar belki sorunların dile getirilişi bir bakıma, ama her zaman çözümleri içerebilecek umutları çağrıştırmadığı da doğru.

İşte bir kez daha Frankfurt Kitap Fuarı. Yine dünyanın neredeyse bütün yayıncıları, önceki yıl yayımlamış oldukları kitaplar, cam, ahşap, pleksiglas, plastikten boyalı, süslü, ışıklı standlar, şıkırdım stand görevlileri, editörler, yazarlar, çizerler…

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yıl yayıncılara parasal destekte bulunarak fuara Türkiye”nin de katılımını diledi. Cumhuriyet Kitap Kulübü de temsil ettiği yayınevlerinin bir bölümüyle ayrı bir stand alınca, Frankfurt Kitap Fuarı’nın 40. yılında Türkiye’nin fuara katılımı “patlama” yapmış oldu. Fuar dönüşü nedense, “Nasıl geçti?” diye sormak adet olmuş. Nasıl yanıtlanır böyle bir soru? Ne nasıl geçti? Fuarda kitap satışı yapılmadığından “Satışlar nasıl gitti?” anlamına gelmiyor bu soru. Olsa olsa. “Kaç Türk yazarının kitabının başka dillere çevrilmesi için anlaşmalar yaptınız?” sorusu sorulabilir. Ya da bunun tam tersi. “Ne kadar kitabın Türkiye’de basımı için anlaştınız?”

Telif hakları konsundaki duyarlılığın Türkiye’de giderek arttığını Frankfurttan izlemek hoş oluyor. Bir Türk yayıncı, konuştuğu Fransız yayıncıya bir telif ajansının adını vererek suçluyor, “Size ödenmek üzere verdiğimiz parayı ajans size aktarmıyor,” diyordu. (Emin olun, konuşmaya kulak misafiri olmam kasıtlı değildi, çok yüksek sesle konuşuyorlardı.) Daha çok dergi editörleri ortalıkta dört dönüyor, çizgi-romanlar, çizgi-öyküler için anlaşmalar yapmaya/kapmaya çalışıyorlar. “Ülkemizde baskı sayısı çok düşük tutulmak zorunda, üstelik biz renkli basarsak pahalı olur satamayız, siyah-beyaz için telif ücretini biraz düşürseniz…” Onlar gittikten sonra yabancı yayıncı kendi kendine mırıldanıyor: “Size cevap bile vermeyeceğim…” Yukarda “kapmaya çalışıyorlar” dedim. Bunun anlamı şu; bir tür “sıradan çizgi-roman ekolü var.” Bu ekoldaki çizgi romanlar hep klasik Tenten’leri, Red Kit’leri, Asteriks’leri aşma çabasıyla üretilmiş, ama bütün çırpınmalarına karşın yokuşun dibine yığılmış süprüntüler. (Şimdiden örnek vermek istemem, bakarsınız birileri yayımlamaya başlayacaktır.) İşte fuarda bu tür piyasa çizgi-romanları için bir tür kapışmadır gider. Yakalarını kaldırmış kartal bakışlı yayıncılar yüreklerinde heyecan, çantalarında bir dolu broşür, standların kuytularından sinsi adımlarla süzülüp, rakip yayıncıya hangi yayınevinin hangi dizisiyle ilgilendiğini çaktırmadan maksut mahalle vardığında birden doğrulup, ülkesinin en büyük yayıncısına yaraşır bir edayla görüşmelerine başlarlar.

Kaliteli ürünler için böyle bir kapışma henüz söz konusu değil. Yalnızca çizgi-roman alanında bile Türkiye’deki çizgi-roman hastalarının iyi bildiği, bu sanatın en iyi örnekleri için bu kapışmadan söz edilemiyor. Kalitesiz olan için kapışmak tuhaf geliyor, ama değil tabii. Kapışanlar ne için kapıştıklarını gayet iyi biliyorlar.

Çizgi-romanlar dışındaki çocuk kitaplarında ise bu türden bir hareketliliğe tanık olmadım. Yani, örneğin Michael Ende‘nin ya da Roald Dahl‘ın yeni bir kitabı ya da Maurice Sendak‘ın en son çıkan resim-kitabı için birilerinin çırpındığını ben göremedim. Kısacası iyi yayınlarla ilgilenmiyoruz, sıradan olan için ise kapışıyoruz.

Türkiye’den çocuk kitaplarının yabancı yayıncılarla yayımlanmasına gelince… Bu yıl fuarda yalnızca iki yayınevinin standında (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Redhouse) Türkiye’den çocuk kitapları sergileniyordu. Türkiye’den çocuk kitapları yayımlamaya çok gönüllü bir yabancı yayınevi editörünün çok da fazla seçeneği yoktu. Gerçi Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarının İngilizce özetleri daktilo edilmiş metinler halinde bir dosyayla bakanlık masasında “sergilenmişti”, ama bunun da ne getirip ne götürdüğü tartışmaya açık.

Yabancı yayıncıların gündemine girmeyi başaramasa bile Türkiye’den çocuk kitaplarının yabancı dilde yayımlanmaya başladığını söyleyebiliyoruz artık. Bu, Almanya’da yayıncılık yapan Türkler ile mümkün şimdilik. En iyi örnek Yıldırım Dağyeli’nin Dağyeli adlı yayınevi. Aras Ören, Behçet Necatigil, Nazım Hikmet ve birkaç Türk yazarının daha kitaplarını Almanca Türkçe olarak yayımlayan Dağyeli, Can Göknil’in üç çoçuk kitabını da Almanca olarak yayımladı.

Frankfurt Kitap Fuarına katılmak her şeye rağmen çok yararlı oluyor. Bunu bu yıl fuar bitiminde standları boşaltırken duyduğum bir sözle daha iyi anladım. Dini yayınlarını sergilemiş bulunan beyaz sakallı yayıncı kendi kendine mırıldanıyordu:

“Nasıl kitap istediklerini anladık artık, seneye öylesini yaparız!”