Çocukların Kitabı ve Büyüklerin Marlboro’su…

Aslında bakarsanız çocuklar için kitap yapmak da kökü dışarda eylemlerden biri. Bizde Tanzimat’a dayıyorlar çocuk kitaplarının geçmişini. Bazı çocuk şiirleri örnek gösteriliyor. Tanzimat’ın kökü dışarda değil mi? Şiiri bırakalım, romanın kökü nerede? Bu tür bir köken sorgulamasının yalnızca çocuk kitapları için yapılması bu nedenle yetersiz bir uğraş olur. Masalları ele alalım. Yalnızca Arap, İran, Çin kökenli Binbir Gece Masalları’nın değil, adı sanı belli Grimm masallarının bile kökü dışarda. Örneğin, önemli bir bölümünün Hindistan kaynaklı olduğu ileri sürülüyor. Masal derlemecileri pek çok halk masalının küçük değişikliklerle birçok yörede aynı anda ortaya çıktığını saptamışlardır. Sonuçta masallar ortaya çıkış amaçları (eğer böyle bir amaçtan söz etmek yerindeyse) ne olursa olsun bir insanlık durumunun dile gelişidir. Dünyanın her yerinde tarlasını çapalarken sıkılan ve sıkıntısını dağıtmak için hayal kuran köylüler olmuştur. Eh, biraz da kızgın güneşin yardımıyla bu köylülerden birkaç tanesinin çapasına neden içi altın dolu bir çömlek takılmasın ki! Özetle, masala kaynaklık eden olaylar belli türler oluştururlar ve bu türlere doğal olarak birden fazla yerde rastlanır. Bizim Nasreddin Hoca’nın bir öyküsü vardır. Hani bir adam evine sığamaz da, Hoca ona sırayla keçiyi, koyunları, eşeğini, tavukları filan hep eve almasını söyler. Adamcağız sıkış tepiş hayvanlarla yaşamak zorunda kalınca beterin beteri olduğunu anlar ve hepsini dışarı atarak artık ‘genişlemiş’ olan evinde rahata kavuşur. İşte bu öykünün çok güzel bir kitabı 1960’lı yıllarda Amerika’da yapılmış. Resimli çocuk kitabı. Kitabı hazırlayan sanatçının Nasreddin Hoca’nın fıkralarının derlendiği İngilizce bir kitabı okumuş olma olasılığı da var tabii, ama aslolan o öyküdeki temanın evrenselliği.

Nasreddin Hoca’nın fıkralarını çocuk kitabı yapmak bizde kolay yayımcılığın en sık başvurduğu yol. Oysa Hoca Nasreddin’in fıkralarının birçoğu çocuklara pek de fazla seslenmez. Ama her kitapçıda çocuk kitapları rafında mutlaka bir ‘Hoca Dizisi’ bulunur. Kolay yayımcılık dedim. Kolay, çünkü ne yazar bulmak zorundadır yayımcı, ne de birisine telif ücreti ödemek. Üstelik Hoca ‘bizden‘dir. Bu nedenle evcildir, çocuklara yararlı mı bilinmez ama en azından zararsız olduğu varsayılır. Bu nedenle anne-babalar ‘çekinmeksizin‘ çocuklarına kitap alırken bunları seçerler. Şu anda tam on yayınevinin satışa sunulmuş 34 çeşit Nasreddin Hoca kitabı var piyasada. Bunların yedi tanesinin adı “Nasreddin Hoca”, dört tanesininki “Nasreddin Hoca Fıkraları”, ikisi “Nasreddin Hoca Öyküleri”, kalanı da fıkraların adlarını taşıyor. Bunca Hocalı kitap arasında resimleme ve kağıt kalitesi en çekici olanı Serhat Yayınları’nın Nasreddin Hoca Dizisi. Mustafa Delioğlu’nun bu dizi için yaptığı resimler bence çizerin kendi çizerlik serüveninin de doruk noktalarından. En kötüye örnek olarak ucuzluğu ama kalitesizliğiyle Özyürek Yayınlarınınkiler gösterilebilir.

Bir de Keloğlan Dizileri var. Şu anda piyasada tam 67 çesit Keloğlan kitabı var. Yine on yayınevi bunu kendine iş edinmiş. Sorarsanız, kültürümüz falan filan. Kültürümüzse birazcık özen gösterilemez miydi? Yalnızca kolay yazarlık ve kolay yayımcılık, hepsi bu. Keloğlan tabii ki bir halk “tip”idir. Belirgin bazı özellikleri vardır. Saflığı, dürüstlüğü, ama yeri geldiğinde şeytana pabucunu ters giydiren kurnazlığı değişmez karakteridir. Gelin görün ki, Keloğlan’ın girip çıkmadığı kılık kalmıyor. Hepsinde de kişiliği farklı farklı.

Kolay yayımcılık yöntemleriyle özensiz ele alınan dizilerden biri de Jules Verne kitaplarıdır. Şu anda piyasada 56 ayrı baskı Jules Verne kitabı var. Bu da demektir ki bu yazarın her kitabının ortalama 4 ayrı baskısı var Türkiye’de. Altın Kitaplar Jules Verne’in bütün eserlerini hem ciltli hem karton kapaklı olarak yayımladı. Metinlerini kırpmadan, ama ne yazık ki resimsiz olarak bastı. Ayrıca en azından ciltli olanların kağıt kalitesi yükseltilemez miydi diye düşünüyorum.

Klasiklerin tümü için aynı şey söylenebilir. Yayımcının gösterdiği özene bağlı olarak iyi ya da kötü bir Pinokyo gelir karşınıza. Oysa klasikler belli bir özeni hak etmiş yapıtlardır. Bizde Sosyal Yayınlar çeviri klasikleri en azından tam metin olarak ve resimli basıma özenini gösteriyor.

Asıl sorun okula yeni başlamak üzere olan çocuklara okuyacak kitap bulmakta. Bu yaşlardaki çocukların kitabı sevmesinin daha sonraki yılları hazırlamak açısından önemi büyük. Ama La Fontaine’in ve Esop’un fabllarının bizde bu kadar çok yayımlanmasının ‘kolay yayımcılık‘ dışındaki bir nedeni de bence ders veriyor olması. Ders vermeye çok düşkünüzdür. Acaba çocuk kitabı yazarlarımızın öğretmen kökenli olması bundan mı? Cin Ali, Gül Ali, Şeker Ali, Tonton Ali, vb. türü edebiyatsız çocuk kitaplarından daha önce söz etmiştim. Bu dizilerin ortak özelliği hazırlayanların mutlaka öğretmen çıkışlı olmaları ve bunu özellikle öne çıkarmalarıdır. Bu kitaplarda amaç ilkokul birinci sınıflardaki öğrencilere okumayı söktürmek olarak belirtilir. Ama, estetik nitelikleri bulunmadığı için tıpkı ders kitapları gibi toplamda okumaktan soğutucudurlar. Yine de bu türden kitaplar arasındaki rekabet bazılarını daha özenli davranmaya yöneltti.

Yine de bu kitaplar okullar için belli bir amaçla hazırlanmış. Kendi amaçlarına bir ölçüde hizmet ettikleri anlaşılıyor. Asıl felaket ‘ders verme’ edebiyatını edebiyat yapıyormuş gibi sunan yazarların ürünleri. Çocukların omuzları üzerinden uzanıp arkasındaki yetişkinlere göz kırpan bu yazarların öğretmenlikleri yazarlıklarının önüne geçtiği için daha çok o göz kırptıkları anne-babaların gönlünü kazanabiliyorlar. Oysa öğretmenliğin engin deneyimlerini edebiyatçılığıyla kaynaştıran yazarlar var.

Çocuk kitaplarına “bir şeyler verme” amacıyla yaklaşan yalnızca ahlakçı öğretmen yazarlar mı? Çocuklar için yazılmış bir şiir şöyle diyor:

“Sigara kimlik kartıdır insanın / Diyor babam / Birinci ya da Bafra mı içiyor biri / Bil ki işçidir, değilse memur / Kent mi, Pall Mall, Marlboro mu? / Ya tüccardır ya işadamı / Ben hep / Birinci içerken görüyorum babamı”

Bir şeyler vermeye çok meraklı olduğumuz dönemde üstelik ödüllendirilmiş çocuk kitaplarından birinde yer alıyor bu şiir. Ne kadar kalıcı bir tema değil mi? Marlboro’yu kimler içiyor şimdi dersiniz?

Anne-babaların çocuklarına kitap seçerken ellerine verilebilecek bir reçete yok. Çocuk kitapları alanında gelişmiş olan ülkelerde çocuk kitapları üzerine değerlendirme yazılarının yer aldığı dergiler var. Bu dergileri izleyen anne-babalar hem piyasadaki çocuk kitaplarını periyodik olarak izleyebiliyorlar hem de eleştiri yazılarını okuyarak kitaplarla ilgili tercihlerini oluşturuyorlar. Ama bütün o kolaylıklar anne-babanın ilgisi ile birleşmezse pek yararlı olamaz tabii. Kitapları önce onlar okumalı ve tadına varmalıdırlar. Çocuklarına aldıkları çikolata gibi tıpkı…