Çocukların aşk ve sevgiyle tanışması…

Birkaç yıl önce, çocukluk aşklarını anlatan öykülerden oluşan bir kitabımla ilgili olarak İstanbul’un bir ilçesindeki kütüphanede imza günü düzenlenmişti. Akşam olduğunda kütüphanenin telefonu çaldı ve bir baba kütüphanenin müdürünü şu sözlerle azarladı:

“Çocuğuma müstehcen kitap vermeye utanmıyor musunuz?”

Kütüphane müdürü şaşırmıştı, ama yine de kitabın müstehcenlikle ilgisi olmadığını, aşkın çok küçük yaşlarda bile hissedilebildiğini öykülerle örnekleyen bir kitap olduğunu söylemeye çalıştıysa da, kitabı henüz okumamış olan bu adam, telefon suratına kapatılana dek bağırmayı sürdürdü. Müdür bana dönerek, adamın belediyede encümen üyesi olduğunu söyledi. Ben de, mazur görülebileceğini umduğum bir önyargıyla, “Herhalde X partilidir,” dedim, müstehcenlik vb. konulardaki çağdışı takıntılarıyla ünlü bir partimizi kastederek. “Hayır,” dedi müdür, “Y partili…”

Kastettiği, sosyal demokrat bir partimizdi.

Aşk ile sevgi, aşk ile müstehcenlik, aşk ile evlilik genellikle fazla sorgulanmadan birlikte algılanan kavramlardır. Kendimiz için en iyimser haliyle bir tür ‘kaza’, durup dururken kafamıza tuğla düşmesi gibi algıladığımız bir sürprizdir, ama çocuklarımızın başına gelmesinden de müthiş korkarız. Neden? Çünkü öncelikle böyle bir kaza çocuklarımızın derslerini olumsuz etkileyecektir. Ne talihsiz bir rastlantıdır ki, çocukların aşkı en çok ciddiye aldıkları ve en çok etkilendikleri dönem, aynı zamanda onların derslerine en çok eğilmeleri gereken dönemdir. Yalnızca üniversite sınavına hazırlanma döneminin değil, ilköğretim sonundaki sınav döneminin de en lezzetli ve yakıcı baharatıdır aşk.

Üstelik bu dönemi yalnız ve çaresiz geçirenlerin sayısı çoğunluktadır. Anne babalar sınavla ve ders çalışmayla ilgili verim peşindedirler, bu verimin dışındaki ayrıntılarla ne kendileri ilgilenmek isterler, ne de çocuklarının ilgilenmesini isterler.

Bu aşk konusunun soruna dönüşmesinin ilk başlangıç noktasıdır. Çocuk bu nedenle birçok kez yaşadığı aşk duygusunu ailesinden gizler, ki zaten bu gizleme tek taraflı da değildir. Anne veya baba birbirine duyduğu aşkı da çocuklardan gizler. Çocukların yanında değil öpüşmek, sarılmak bile rahatsızlık verici bir ‘kötü örnek’tir.

Tıpkı anne babasından korkup da aşık olmaya korkan çocuklar gibi, yalnız anneler veya yalnız babalar da, yaşayabilecekleri ve belki de yalnızlıklarını giderebilecek nice aşk filizlenmesini, aşka bakışlarındaki bu çarpıklık nedeniyle daha baştan soldururlar.

Nicole Bacharan ve Dominique Simonnet yapılması gerekeni hem de çok usta bir anlatımla gerçekleştirmişler. Soru cevaplarla oluşturulmuş kitapta aşk ve aşkın sonuçlarıyla ilgili her şey bir arada verilmiş. Belki bir kova siyah mürekkebi, içine damlalıkla beyaz boya damlatarak ağartmaya çalışmak kadar güç bir iş, aşk konusundaki takıntıları aşmak, ama, iyi ki böyle bir çabaya girişenler var.