Çocuklar bilimkurguyu sever

Bilimkurgu türünün çocuk edebiyatındaki karşılığı ve öncüsü Jules Verne’dir dersek pek yanlış olmaz. Jules Verne, aya ayak basılmasından yaklaşık yüz yıl önce romanının kahramanlarını aya göndermişti. Üstelik romanındaki roketin kapsül biçimi, rota değiştirmek için yan roketlerden yararlanması ve son olarak da dünyaya denize düşerek dönme gibi ayrıntıları 1960’lardaki gerçeğiyle tıpa tıp aynıydı. (Aslında Jules Verne bilimkurguda ilk değildi. Ünlü Romano ‘Aya Seyahat’i yazdığında (1865) yalnızca Fransızca’da gezegenler arası yolculuğu konu alan dört roman yayımlanmıştı bile) Verne gerçek bir bilimadamı da değildi. Bilimsel gerçekleri kurguladığı, ihtiyacına göre şekillendirdiği oluyordu. Ama bilimin olanaklarını iyi kestiriyordu.

İşte bilimkurgu üzerine düşünürken de, “bakın ben bilimkurgu romanı yazdım,” derken de doğru anlaşılması gereken konu bu: Bilimkurgu, var olan bulguların, ya da bilimin şu anda bulunduğu düzeyin, yine bilimsel verilerden yola çıkarak kestirilmesini kendisine malzeme alıyor. Buradan da, bir bilimkurgu yazarının sahip olması gereken iki ana özellik ortaya çıkıyor:

  1. Bilimle ilişkili olmak,
  2. Geniş bir hayalgücü sahibi olmak.

Bilimle ilişkili olmak bir bilimkurgu yazarının ille de bilimin bir kesitinde uzmanlaşmış bir bilimci olmasını mı gerektirir? Belki böyle bir özelliğin varlığı yararlı olabilirdi, örneğin gen teknoloji konusunda derinliğine çalışmalar yapmış bir bilimcinin, bulgularını edebi bir kurgu içinde dile getirmesi ilginç olabilirdi. Ancak bilimkurgu yazarının bir bilim dalında uzman olmaktan çok, ele aldığı konuya ilişkin temel verilerden ve en son bulgulardan haberdar olması çok daha önemlidir.

Bir bilimkurgu yazarının geniş bir hayalgücüne sahip olması aslında onun yazar olmasının önkoşuludur. Bilimkurgu yazarı olmasa da hayal gücünün zengin olması önemlidir, ancak bilimkurguda, edebi kurgulanma dışında bir de gelecekle ilgili bir kurgulama söz konusu olduğundan, yazarın, içinde yaşadığı kalıpların dışında düşünmekten aciz bir beyne sahip olma şansı yoktur. Özellikle çocuklar bilimkurgu türünden kitaplara ilgi duyarlar. Çocukların aslında bilime (daha çok da bilimsel gelişmelerin kendi hayatlarına yansımalarına) ilgi duyduklarını söyleyebiliriz. Bu nedenle de, çocuklar bilimkurgu romanlarındaki tutarsızlıklara ve saçmalıklara karşı son derece duyarlıdırlar. Eğer yazar ele aldığı konuyu yeterince bilmiyorsa, üstelik de o kunuyu kullanarak çocuğa ‘ukalalık’ etmeye kalkarsa, okunmaz. En başarılı örnekler genellikle insanların araştırdığı, ancak henüz başaramadığı bir bilimsel gelişmeyi kurgusal olarak gerçekleştiren örneklerdir. Uçmak, görünmez olmak, ileri düzeyde organ nakli, düşünceleri okumak, ışınlanmak vb gibi.

Bizde de çocuklara yönelik bilimkurgu türü kitaplar yayımlanmıştır. Örneğin Gülten Dayıoğlu’nun ve Ahmet Tural’ın çok sayıda kitabı bilimkurgu türüne girer. Daha da önceleri Mıstık’ın yazıp resimlediği “Uzay Çocukları” çizgi öykü dizisi bu türdendir. Bir de, ‘Keloğlan Uzayda, Nasreddin Hoca Aya Gidiyor’ türünden öyküler vardır ki bunlar bilimkurgu türüne girmezler.

Fafa ile Mimi, Özlem Ada’nın bu diziden ikinci kitabıdır. Herhangi bir taşıt aracı kullanmaksızın mekan değiştirebilme özelliğini keşfeden Mimi ve kardeşi Fafa güneşe gitmeye kalkarlar. Özlem Ada’nın bu ilginç kitabının artıları düzgün ve akıcı Türkçesi, saçmalık içermeyen kurgusu; eksileri ise sayfa düzeni, punto seçimi gibi konularda özensiz davranılmış olması.

Buhara’nın ‘İnternet Canavarı’ ise intenete girerken kendiside tıpkı Alice’in aynanın arka yüzüne geçişi gibi, bilgisayar ekranının arka yüzüne, internet dünyasına geçen Sezai’nin öyküsünü anlatıyor. Buhara’nın dili esprili ve günlük konuşma dilinin gerçekliği içinde. Olay ve tiplemelerde hiçbir yapaylık yok.

İnternet Canavarı bir bilimkurgu olmaktan çok, muzip ve eğlenceli bir roman. Kitap resimleri, kapağı ve sayfa düzeniyle de iç açıcı. Keşke Buhara, bu romanın devamını ya da benzerlerini yazsa.