Ayla Çınaroğlu için…

AYLA ÇINAROĞLU ÖDÜLÜ İÇİN

Çalıştığım yayınevindeki odamda masama gömülmüş, okuduğum her neyse onun satırları arasında kaybolmuş gitmiş olduğum bir anda “Merhaba!” diyen yumuşak mı yumuşak bir sesle yerimden zıpladım. Dördüncü kattaki odalarımızın girişinde gelenleri karşılayacak herhangi biri olmadığından dışardan gelenler kolaylıkla kendi yollarını bulup bize ulaşabiliyordu. Yayınevi bir kez vitrininde Ermenilerle ilgili bir kitap bulundurduğundan, bir kez de bir sol örgüt militanı tarafından iki kez bombalanmış olmasına rağmen o yıllarda güvenlik bugünkü gibi yaşantılarımızın her anını denetim altına almaya başlamamıştı.

Seksenli yılların ortalarıydı ve Mahmutpaşa’daki tarihi hanın dördüncü katındaki odamda “Merhaba”sıyla beni yerimden hoplatan güleryüzlü hanımefendi için, sevgili Ayla Çınaroğlu için bunca yılın ardından bir şeyler söyleme görevi verilen kişilerden biri olmak beni gururlandırdığı kadar duygulandırıyor da…

Duygulandırıyor çünkü fırtınalarla dolu şu 30-35 yılı aşkın zaman diliminde sadece çok şey paylaşmadık, onunla ve ortak dostlarımızla çok şeyi göğüsledik, çok şeyin üstesinden geldik, çok şeyi aştık ve birlikte büyüdük.

Ayla Çınaroğlu yumuşacık kalbiyle, hep gülümseyen gözleriyle ve sanki birazcık yükseltirse birilerini incitirim korkusuyla hep alçacık çıkmasına özen gösterdiği sesiyle hepimize en umutsuz zamanlarımızda bile cesaret verdi. Cesaret vermekle kalmadı, doğru bulduğu her şeyi destekledi, hep verici olmaya çalıştı.

Hazırladığı birkaç kitabının sayfa tasarımı öyleydi ki o sıralardaki cilt teknikleriyle ciltlenmesi mümkün değildi. Mümkündü ama kısa süre içinde sayfalar dağılabilirdi. Üzüldü. Kitapları farklı tasarlamak üzerine kafa yormaya çalıştı ama kitaplar o halleriyle mükemmeldi. Çözüm arayışlarım beni kayınvalidemin dikiş makinesine yönlendirdi. Kitapların formalarını o dikiş makinesiyle tek tek dikerek yayımladık o kitapları.

Kırmızıfare Dergi’mi basmış da abonelerime postalayacak parayı bulamadığımdan yakındığımda atlayıp gelivermişti. Unutmuştur çoktan. Unutmuştur ama bugün yine aynı şey olsa aynı şekilde davranmayı asla unutmayacağını bilirsiniz. Çünkü Ayla Çınaroğlu bir dava insanıdır. Çocukların okuması, bilinçlenmesi ve yarınların aydınlık yetişkinlerine dönüşmeleri onun davasıdır. Gözü gönlü ışıkta, aydınlıktadır. Hele ki onun yanında birileri çocuklara aydınlık yerine karanlığı işaret etmeyegörsün işte o zaman Ayla Çınaroğlu’nun üzerindeki yumuşak kadife dokunun sıyrılıp döküldüğünü, altından çelik gibi sert ve delinmez zırhının parıldadığını fark edersiniz.

Ayla Çınaroğlu’nun varlığı hepimiz için bir ödüldür. Ne güzel ki bu ödülün değerini bilen insanlarla dopdolu çevresi. Ne mutlu ona! Hepimize!

Fatih Erdoğan

6 Nisan 2019