Fatih Erdoğan

Çocuklarla... Kitaplarla...

15 Nisan 2013 Londra’daki konuşmamın çevirisi
BUGÜNLÜK...
16 Haziran 2014
10341631_10152103055237919_908863089659060311_n

(İngilizcesi)

“Türkiye dünyanın da gündemini işgal eden ciddi makro sorunlarla boğuşuyor ama bunların hiçbiri çocuk edebiyatımızda yer bulamıyor.”

BİZİM “ANNE”LERİMİZİ KİM YAZACAK?

163 yıl önce yayımladığı bir makalesinde Lewis Carroll Güneş'in Dünya'nın sadece bir yarısını aydınlattığını ve Dünya döndüğü için de bu yarıkürenin sürekli değiştiğini yazmıştı. Şu anda Londra'da bir pazartesi öğleden sonrası. Eğer çok hızlı bir şekilde batıya doğru yürüyüp Dünya'nın etrafındaki turumu 24 saatte tamamlamayı başarabilseydim doğudan gelip yeniden Londra'ya ulaştığımda Londra'da yine pazartesi öğleden sonrasında olmaya devam edecektik. Ancak Lewis Carroll'un dediği gibi, aslında 24 saat geçtiğine göre artık pazartesi olamaz. O halde soru şu: Hangi noktada artık salı gününde olduğumuzu söylemeye başlıyoruz?

Tabii Carroll aslında doğu-batı sorunsalı üzerine odaklanmış değildi ama şu anda Londra'ya doğudaki bir ülkeden gelmiş birisi olarak bulunuyorum ve doğu-batı kavramı bizde hep sorunlu kavramlar olageldi. Ben de kendimi hep aynen Carroll'un sürekli kendini hırpalarcasına batıya doğru koşan hayali kahramanı gibi hissetmişimdir; güneşi yakalamaya, günü yakalamaya, zamanı yakalamaya çalışan kahramanı...

Bunu kendi alanımıza tercüme edersek, yani çocuk kitapları alanına, işte burdayız, sizlerle yazdıklarımızı, yayımladıklarımızı, çocuklarımızın neler okuduğunu, güçlü ve zayıf yönlerimizi paylaşmaya, buradaki dostlarla karşılıklı verebileceklerimizi ve alabileceklerimizi konuşmaya geldik. Okumanın, kitapların dünyanın her yerindeki çocuklarımız için daha çekici ve yararlı olabilmesi için güçlerimizi birleştirmeye... Ve kitap üretme geleneği uzun bir geçmişe dayanan, hornbook'lardan, battledore'lardan başlayarak büyük yazar ve çizerleriyle çocuk edebiyatını yüzyıllar boyu zenginleştirmiş olan İngiltere böyle bir buluşma için en iyi yer.

76 milyonluk nüfusuyla Türkiye genç bir cumhuriyet. Çok fazla sayılarla sizi boğmayacağım ama yaklaşık 20 milyon ilk ve orta öğretim öğrencisi 900 bin öğretmenin eğitim verdiği 90 bin okulda öğrenim görüyor. Yani nüfusun yaklaşık bir çeyreği çocuk yazar çizerlerinin ve yayımcılarının ilgi alanına giriyor.

2012 yılında toplam 43 bin başlık (çeşit) kitap yayımlandı. Bunun 6000 kadarı çocuk ve gençlik yayınları alanına giriyor. 30 yıl önce toplam çeşidin 4000 olduğu düşünülünce bu iyi bir gelişme.

Bugün 10 bin yayımcımız var ve çoğu çocuklar için kitap yayımlıyor. Son on yıldır bir patlama yaşanıyor ve gün geçmiyor ki çocuk kitabı yayımlayan yeni bir yayınevi daha kurulmasın.

Tarihsel olarak çocuklar için çıkarılan ilk derginin tarihi 150 yıl öncesine uzansa da çocuklar için kitap yayımcılığının tarihi o kadar eski değil. 1928'de Arap harflerinin Latin harflerine çevrilmesiyle bu alfabeyle yazılmış kitaplara hızla ihtiyaç doğdu. Cumhuriyet kurulmuştu ve kitaplardaki içerik beklendiği gibi öncelikle cumhuriyetin ideolojisinin tanıtılmasını ve benimsetilmesini esas alıyordu. Bu da doğal olarak edebiyattan çok, eğitim üzerine odaklanmayı getirdi.

Bu gelenek zamanla zayıfladıysa da hala etkilerini sürdürüyor ve birçok ülkede olduğu gibi bizde de “yazar” kavramıyla “öğretmen” kavramının birbirine karıştığı oluyor.

Bu eğilim 1970'lerde sorgulanmaya başlandı ve özellikle de 80'lerin ortasında Okulöncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü'nün kurulmasıyla birlikte devletin okulöncesi eğitiminin önemine vurgu yapması resimli çocuk kitaplarına olan ihtiyacı ortaya çıkardı ve yayımcılar yüzlerini batıya çevirdiler. Giderek çizerler ille de eğitim amacı gütmek zorunda olmayan kitaplar üretmeye başladılar.Tabii, bunda matbaacılığın gelişmesinin ve kağıt ithalinin serbest bırakılmasının (ayrıca özel sektöre üretim izni verilmesinin) de rolünü unutmamak gerekir. 1980 sonrasında çocuk kitabı yayınevleri kurulmaya, okulöncesine yönelik ders kitapları ve edebi kitapların üretimi hızla artmaya başladı. Yazarlar çizerler dernekler kurup bir araya geldiler, yayımcılar çocuk edebiyatına ilişkin seminerler düzenlediler, üniversitelerde çocuk edebiyatı dersleri verildi ve bu süreç bölüm olmaya doğru olgunlaştı, çocuk kitapları fuarları açıldı, uluslararası işbirlikleri (IBBY gibi) için adımlar atıldı, ilişkiler geliştirildi, Andersen ve ALMA gibi çeşitli yarışmalara adaylar göstermeye başladık...

10-15 yıldır yayımcılarımız başka ülkelerin yayımcılarının neler yaptığını görmek için Bologna Fuarı'na katılmaya başladılar. İlişkiler kuruldu, sözleşmeler imzalandı, birlikte-üretimlere girildi, haklar alındı haklar satıldı, yazarların çizerlerin tanıtımı için çabalar harcandı...

Her şey yolunda görünüyor değil mi? Pek değil... Şu ana kadar söylediklerim esas olarak kitapları üretmekle ilgili, yayımcılıkla. Araçla. Yazarların mesajlarını çocuklara taşıyan fiziksel nesne ile ilgili. Fakat neyi taşıyoruz onlara? Ne söylüyoruz? İçeriğimiz ne?

Anababaların “yazar” ile “öğretmen”i birlikte algılama refleksinden söz etmiştim ve bu eğilimin artık aşınmaya yüz tuttuğunu da. Öte yandan çocuklara eğitim dışında kitap üretmek hala zor. Eğitme amacı gütmeyen eğlenceli bir resimli kitabı üretmek karlı da değil. Öğretmenin okunacak kitabı işaret ettiği mekanizma burda da iş başında. Ve bazı özel okulları saymazsak doğrudan eğitim hedefi olmayan bir kitabın öğretmen tarafından önerilmesi pek yaygın değil. Dolayısıyla, yazar/çizerin şöyle canının istediği gibi bir fantezinin peşinden koşarak kitap üretebilmesi hayatını başka bir işten kazanmasıyla mümkün. Birkaç banka yayımcısının bu anlamda yararı oluyor; bu türden özgün resimli albüm kitapları (picture-book) kar kaygısı olmaksızın basabiliyorlar.

Ötekiler? Ötekiler ne yazık ki en kolay yolu seçiyorlar: Yurtdışı fuarlara koşup “hazır alıyorlar!”
Edebiyatın evrenselliğini çocuğun evrenselliği ile birlikte düşündüğümüzde bunun yanlış bir tarafı niye olsun? Müthiş de bir katkı aslında: Yeni fikirlerin, yeni kültürlerin, yeni anlayışların farkına varılması, dünyanın her tarafındaki insanların arasındaki diyaloğu güçlendirmesi yönünde... Bu hoş ancak yayımcılarımızın Bologna fuarının stand koridorlarında bir çizerimize alasını ürettirebilecekleri (ve ürettirmeleri gereken) sıradan bir boyama kitabını kapmak için çılgınca bir koşu tutturduklarını görmek üzücü. Evet, kendi yazar/çizerimizin kaprisleriyle uğraşmaktan daha kolay ama kendi içeriğimizi dünya kültürüne dahil edebilmek için kendi ürünümüz üretebilmemiz çok önemli. Yazarlarımızın çizerlerimizin olduğu kadar editörlerimizin de birlikte üretme deneyimlerinin artması çok önemli ve “hazır yayımcılık” buna pek yardım etmiyor. Aslında dünya fuarlarında hep “alıcı” pozisyonunda olmamızın önemli bir nedeni de bu.

Ancak bir nedeni daha var... Daha çok okunmak gibi anlaşılabilir bir nedenle yazarlar doğal olarak trendleri izlemeye çalışıyor. Bu satış için kısa vadeli olarak işe de yarayabiliyor ama uzun vadede, hayatın kendisini yansıtan, okurunu yüreğinden yakalayan, okurunu anlamaya çalışan, onun hayatına anlam katmaya çalışan, sorunlarına, hayallerine yer veren eserler hem daha çok okur kazandırır hem de dünyanın başka kültürlerince paylaşılma potansiyeli daha yüksek olur. Türkiye dünyanın da gündemini işgal eden ciddi makro sorunlarla boğuşuyor ama bunların hiçbiri çocuk edebiyatımızda yer bulamıyor.
Anne Frank'ın Hatıra Defteri Türkiye'de çok satan kitaplar arasında. Türkiye'de Anne'in trajedisini aratmayan nice insani trajedi çocuk yazarlarımızca fark edilip yazılmayı bekliyor...
O gün gelene kadar “hazır almaya” devam...

Fatih Erdoğan/Londra/15 Nisan 2013


WHO’S GOING TO WRITE OUR STORIES OF ANNE?

In one of his articles published in a magazine 163 years ago, Lewis Carroll was talking about the sun giving its light to only one hemisphere and as the earth rotated this hemisphere was changing. Now it is a monday afternoon in London. If I walk to the west fast enough, and manage to complete my tour around the earth in 24 hours and come back to London from the east it will still be the same monday afternoon. But, as Carroll points out, since 24 hours have elapsed it is not monday anymore, it will be tuesday. The question for Carroll is at what point do we start saying “it's tuesday now!”

Well, Carroll did not necessarily focused on the issue of east and west but being here in London, coming from a country in the east, a country where its people have always had issues regarding the concept of east and west, I always felt the same way as Carroll's imaginary hero running wildly towards the west, trying to catch the sun, catch the day, catch the time...

If we translate this to our specific field, books for children, here we are, to share with you what we are writing, what we are publishing, what our children read, what our strengths and weaknesses are, what we can give and what we can get from other friends that are here. How we can unite what we have to make the world of reading, the world of books more attractive and beneficial for children, for any children in any part of the world. And I feel this country with her long tradition of producing books for children, starting with the horn book, the battledores, and with many great authors and illustrators which enriched the children's literature for centuries until today, is the best meeting place for this.

Turkey, with its 76 million people is a young republic with a young population. I am not going to give you lots of figures but roughly there are 20 million primary, secondary and high school students being educated in about 90,000 schools. (900,000 teachers.)
That means about a quarter of the population is our main focus as children's authors and publishers.

Total of 43,000 titles were published in 2012 and about 6000 of this is for children and youth. Considering that 30 years ago, the total number of titles published were only about 4000, this is definitely a development.

Today, there are about 10,000 publishers and though there is no figure about how many of them publish for children, we can clearly state that the number is high. A boom is at its peak during the last 10 years and every other day a new publishing house appears or an old one starts publishing for children.

Historically, though the first magazine for children was published 150 years ago, the history of book production for children is not that old. After the replacement of the alphabet from arabic script to latin script at 1928, a great necessity arose for all kinds of books with latin script. Since this was the beginning of a new republic, the content inevitably was focused on forming and shaping the new ideology of the republic. Not only children but the people as a whole had to be educated. This, naturally, resulted in having books focused on more education less literature.

This tradition unfortunately lost its power but continued until today, like in many countries, confused people's minds about what the “author” is and what the “teacher” is and where the distinction should be made.

This approach has been questioned since 1970s and after the foundation of the Directorate of Preschool Education in mid 1980s and the state emphasising the importance of preschool education, the need for preschool picture books made publishers to look to the west. Gradually, illustrators started to create books which were not necessarily explicitly educative. Of course, it should be noted that the printing industry, together with the loosening of the restrictions to import paper have made life easier in this direction. With 1980s children's publishers have started to be found, text books and fiction for preschool children started to be produced. Authors and illustrators for children came together in associations, publishers have organised seminars on children's literature, universities started children's literature courses which gradually ripened to become departments, children's book fairs were organised, international cooperation, associations have established international contacts with related organisations (like IBBY), started showing candidates for Andersen and ALMA awards, etc.

Publishers since 10 or 15 years are visiting Bologna Book Fair to see what's being done in the other parts of the world. They make contracts, they co-produce, they try to sell rights, they try to promote their authors, illustrators...

So it seems everything is fine... Not really... So far, all I said was about the developments as an area of making books, as publishing. The tool. The physical product to help us authors convey our messages to others, to children. But what do we want to say? What is our content?

I already mentioned the reflex of parents and teachers perceiving the word “author” together with the word “teacher” and the fact that this has been worn out lately. Creating original work on the other hand, is not as easy as preparing books for school children to help their education. It is neither easy nor profitable to make a picture book without any educative purpose in mind but just fun. The same mechanism of teacher pointing out what to read is valid here too. And it is not common for teachers (except in some private schools) to advise a book that does not have a very explicit educative target.

So an author or illustrator who wants to fantasies a story as he/she feels like it, would need to get his/her income from somewhere else. A few bank publisher help the situation a little. They are in publishing sector and especially one of them supports such projects, especially original picture books which are costly for independent publishers to produce.

The rest, unfortunately, chose the easiest route: just to go to fairs and buy!
There is nothing wrong about that, considering the universality of literature, together with the universality of children actually. And it is a great contribution for bringing new ideas, new cultures, new understandings to strengthen dialogues between human beings everywhere. There is no question about that, but observing our publishers racing wildly through the stands in Bologna to get an ordinary colouring book which can be (and must be) definitely produced locally, makes one feel sad. Yes, it is easier to buy, than to deal with a local author and illustrator but the need to create original new books with the local content is very important to contribute to the world culture as well. The need for experienced authors, illustrators as well as editors is the main issue now and ready-made publishing is not helping much. This actually is the main reason why we continue staying as buyers in every book fair.

But there is one more reason. The understandable need to follow the trends in order to be read make the authors also force themselves to produce accordingly. This might help to sell a little, but in the long run the literature reflecting the life itself, touching its reader from the heart, helping its reader to understand, give meaning to his/her life, problems, dreams, etc will get more readers and will have more potential to be shared by other cultures in the world. Turkey has macro problems that are in the agenda of the whole world, but none of it is being an issue in the literature for children.
The Diary of Anne Frank is a best seller in Turkey since many years. There were many human tragedies within Turkey like of Anne's since many years for authors to notice and write about...
Until then, it seems we will keep on buying...

Başa dön


Yorumlarınız

YAZMIŞTIM...

Savaş ve Kitap
24 yıl önce yazılmış

Neydi Alice'in Büyüsü?
27 yıl önce yazılmış

Kitaplar Dedem ve Küçük Prens...
26 yıl önce yazılmış

Öyle bir kitap...
27 yıl önce yazılmış

İlle de kitap...
27 yıl önce yazılmış

Resim-Kitap, Resimli Kitap ve Maria'nın Derdi
25 yıl önce yazılmış